
Hüseyin Alpaslan / İsmail Cingöz:
Özet
Bu çalışma, “Turan Yolu” kavramını tarihsel ve jeopolitik bir çerçevede ele alarak İran coğrafyasının Türk dünyası açısından taşıdığı stratejik önemi incelemektedir. İran’daki Türk varlığının tarihsel kökenleri, modern İran devletinin kimlik politikaları ve yaşanan toplumsal-siyasal gelişmeler analiz edilmiştir. Çalışma, güncel jeopolitik projeler (Zengezur Koridoru başta olmak üzere) ile İran’ın iç dengeleri arasındaki ilişkiyi tarihsel süreklilik perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Turan yolu, İran Türkleri, Azerbaycan, Zengezur Koridoru, jeopolitik, kimlik siyaseti
1. Giriş
“Turan Yolu” kavramı, Türk dünyasını Türkistan’dan (Orta Asya) Anadolu’ya uzanan tarihsel, kültürel ve stratejik bir bütünlük içinde ele alan bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu yol, yalnızca bir ulaşım veya ticaret hattı değil; Türk topluluklarının tarihsel hareketliliğinin, siyasal etkileşiminin ve kültürel sürekliliğinin mekânsal izdüşümüdür. Bu bağlamda İran coğrafyası, tarih boyunca Türk dünyasının merkezî geçiş alanlarından biri olmuş; günümüzde ise bu rolü jeopolitik tartışmaların odağına yerleşmiştir.
2. İran Coğrafyasında Türk Varlığının Tarihsel Temelleri
İran’daki Türk varlığı, göçebe hareketlerin sonucu olan geçici bir unsur değil; devlet kurucu ve sürdürücü bir nitelik taşımaktadır. Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti, Harzemşahlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve nihayet Kaçarlar’a kadar birçok Türk Devlet yönetimi ve Türk Hanedanlarının siyasal yapı tarafından yönetilmiştir. Özellikle Safevi Devleti, İran’ın bugünkü sınırlarının ve mezhepsel yapısının şekillenmesinde belirleyici olurken, Türk unsurlar devletin askerî ve idarî omurgasını oluşturmuştur.
Bu tarihsel arka plan, İran’daki Türk varlığının “azınlık” kavramı ile açıklanamayacak ölçüde derin ve yapısal olduğunu göstermektedir. Günümüzde İran nüfusunun demografik yapısı resmi verilerle açıklanmamakla birlikte 18 Ocak 2014 tarihinde dönemin İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihî’nin Türkiye ziyareti esnasında yapmış olduğu basın toplantısında “İran nüfusunun %40’ı Türk’tür ve bu rakam iki ülkenin ilişkilerini pekiştirmekte iyi bir potansiyele sahip etkendir” beyanı[1] konumu ve unvanı nedeniyle resmi bir veridir ve buradan hareketle Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere Kaşkaylar, Türkmenler, Halaçlar ve diğer Türk toplulukları ile birlikte İran nüfusunun yaklaşık %45-50 oranlarıyla önemli bir bölümünü oluşturduğu kuvvetle muhtemel görülmektedir ve bu durum tarihsel sürekliliğin canlı göstergesidir. Dolayısı ile “İran, Pers medeniyetinin köklü devamı olarak kabul eden bazı kesimler olsa da 963 yılında kurulan Gaznelilerden itibaren 1925 yılına kadar bin yıldan uzun bir süre Türkler tarafından yönetilmiş, Türk kültürü her zerresine kadar nakşedilmiştir.
Hatta 14. yüzyılda yaşamış ünlü İslam düşünürü İbn-i Haldun, El-Mukaddime adlı eserinde İran coğrafyası için “İran Türklerin yurdudur” ifadesini kullanmıştır. Tarih felsefesi ve sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen İbn-i Haldun’un kullandığı bu ifade Türklerin İran’daki gücünü göstermesi bakımından da çok önemlidir. Günümüzde de İran Türkleri ülkenin nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık ulusunu oluşturmaktadır[2]. Ancak çoğunluk olmasına rağmen İran yönetimi tarafından adeta yok sayılmaya çalışıldıkları gerçeği de gözden kaçmamaktadır.
3. Modern İran Devleti ve Kimlik Politikaları
XX. yüzyılın başlarından itibaren İran’da hâkim olan modernleşme ve merkezîleşme politikaları, Fars kimliğini devletin esas unsuru hâline getirmiştir. Kaçar Hanedanı’nın 1925 yılında darbe ile devrilmesi ve yönetimin Farslara geçmesi ile ulus devleti inşa etmek isteyen Şah Rıza Pehlevî 1935 yılından itibaren devletin adını İran olarak tanımlamaya başlatmıştır. Zira Antik Yunan döneminden beridir bu coğrafya “Persiya” olarak adlandırılırken, bölge ahalisi için ise genel manada Pers tabiri kullanırdı. 1935 yılından itibaren İran ve İranlı tanımı özelikle öne çıkartılarak, Türk, Kürt, Arap, Lor ve Beluc gibi çok sayıda etnik unsura da İranlı (İranî) üst kimlik oluşturulma politikası uygulanmış ve ülke genelinde nispeten amacına ulaştığı görülmektedir[3]. Pehlevî dönemiyle sistematikleşen etnik kimliğin üst kimlik içinde eritilmesi yaklaşımı, aynı zamanda bin yıldan fazla bir süredir devlet dili olan Türkçe başta olmak üzere diğer yerel dillerin kamusal alandan dışlanmasını da beraberinde getirmiştir.
Pehlevî’nin ulus devlet inşası politikaları kapsamında Fars milliyetçiliğinin öncelenmesi ve Fars dilini ön plana çıkaran bir anlayışıyla devletin yönetilmeye başlanmasıyla eş zamanlı olarak ülke içerisindeki farklı etnik grupların baskılarıyla karşılaştıkları bir sürecin başladığı da görülmektedir. Hatta bu sürecin 1979 devrimi ile ülkenin siyasi sisteminde yaşanan değişime rağmen İran’da Fars olmayan halkların kimlikleri ve dil baskılarının devam ettiği gerçeği mevcuttur ve bu hususun düzeltilmesi taleplerine olumlu yönde bir değişiklik olmamıştır[4]. Dolayısı ile 1925 yılında başlayan süreçten itibaren yaşanan gelişmeler İran’daki Türk topluluklarının tarihsel rollerinin inkârı ve kültürel görünürlüklerinin sınırlandırılması sonucunu doğurmuştur.
Bu bağlamda İran devleti, Türk kimliğini yalnızca kültürel bir unsur olarak değil, potansiyel bir siyasal tehdit olarak algılamaya başlamıştır. Bu algı, özellikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 1991 yılında bağımsızlığı sonrasında daha da belirginleşmiştir.
4. İran’daki Toplumsal Hareketler, Türk Meselesi ve Güncel Gelişmeler
1979 Devrimi sonrası İran’a yönelik olarak Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi ülkeler tarafından muhtelif yaptırımlar uygulanmıştır[5]. Bu yaptırımların İran ekonomisine olumsuz etkileri ile hızla yükselen enflasyon, artan gıda fiyatları ve İran riyalinin ciddi ölçülerde değer kaybetmesi halkta yönetime karşı hoşnutsuzluklara sebep olmuş her vesilede sık sık gösteriler ve halk hareketleri yaşanır olmuştur. Zira enflasyonun Ekim 2025 verilerine göre %48,6’ya[6] kadar yükseldiği görülmektedir.
Gösteriler başlangıçta çarşı tüccarları ve esnaf tarafından ortaya konulurken kısa zamanda üniversitelere sıçramış ve öğrenci hareketleriyle genişlemiştir. Ancak başlangıçta ekonomik temelli başlayan gösteriler etnik ve kültürel kimlere karşı uygulanan baskılara karşı seslerini duyurmak isteyen insanları da tetiklediği muhakkaktır.
Bu arada İran, azınlık kavramını yalnızca dinî azınlıklarla sınırlandırılmıştır. Ermeniler, Zerdüştler, Yahudiler, Süryani ve Keldani Hristiyanlar dini azınlık statüsüne sahiptirler. Bu statülerinden kaynaklı olarak Mecliste temsilci milletvekili bulundurma haklarına da sahiptirler. Ayrıca Ermeniler, dini azınlık olarak kabul edilmelerine rağmen etnik azınlıklara tanınan diğer haklarla birlikte kendi okullarında Farsçanın yanı sıra ana dillerinde eğitim görme hakkı verilmiştir. Dolayısı ile İran azınlık kavramını yalnızca dinî azınlıklarla sınırlandırmıştır. Bu gerekçe ile etnik azınlık kavramı kabul edilmediği için İran’da yaşayan Türkler, Araplar, Beluçlar ve diğer etnik nüfus birer azınlık grubu olarak kabul edilmediklerinden dolayı[7] diğer unsurlar gibi ayrıca milletvekilliği kontenjanları ve anadilde eğitim hakları tanınmamıştır.
Zira son yıllarda İran’da yaşanan toplumsal protestolar, yalnızca ekonomik ya da siyasal taleplerle sınırlı değildir. Bu hareketler, aynı zamanda etnik ve kültürel kimlik taleplerini de görünür kılmıştır. Güney Azerbaycan’da Türkçe eğitim, kültürel haklar ve tarihsel kimliğin tanınması yönündeki talepler, merkezî yönetimle çevre arasındaki gerilimi artırmaktadır. İran yönetimi, bu talepleri çoğunlukla “ayrılıkçılık” çerçevesinde değerlendirmekte; güvenlikçi politikalarla bastırma yoluna gitmektedir. Ancak bu yaklaşım, tarihsel ve sosyolojik gerçeklikle örtüşmemekte; kimlik taleplerini daha da derinleştirmektedir.
5. Zengezur Koridoru ve Turan Yolu’nun Güncel Boyutu
Kadim Türk yurdu olan Zengezur bölgesi, 7892 kilometrekare bir arazidir[8] ve 28 Mayıs 1918 tarihinde Tiflis’te Azerbaycan Milli Şurası tarafından ilan edilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti sınırlarına dahildir. 1920 yılında Zengezur’da yaşayan nüfusun %70’ini Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Sovyet Rus askeri Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’ı 28 Nisan 1920’de işgal ve ilhak etmesinin ardından 1921 tarihinde Zengezur bölgesinin büyük bir kısmı Azerbaycan’dan alınarak Ermenistan’a verilmiştir. Bu süreçle birlikte bölgenin demografik yapısı Ermeniler lehine dönüştürülmeye başlandığı görülmektedir. 1930 yılında Rusya, Zengezur’un batı kısımlarını Ermenistan’a devretmiş ve Azerbaycan ile Nahçıvan’ın kara bağlantısını kesmiştir. Bu gelişmeyi memnuniyetle karşılayan Ermenistan, İran’a çıkış kapısı elde etmiş ve Azerbaycan’a karşı önemli bir koz elde etmiştir[9].
1980’lerin 2. yarısına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nin zayıflamaya başladığının ve dağılmanın kaçınılmaz olduğunun anlaşılması ile birlikte Rusya, gelecekte kendi çıkarlarına hizmet edecek yapılanmaları devreye alırken Ermenistan’ı da Azerbaycan’a karşı desteklemeye devam etmiştir. Bu süreçte Azerbaycan toprağı Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını isteyen Ermenilerin taleplerine Azerbaycan’ın karşı çıkması üzerine Rus desteği ile Ermenistan saldırıları başlamıştır.
Şubat 1988-Mayıs 1994 tarihleri arasında Rus desteğini de alan Ermeniler, bütün dünyanın gözleri önünde Karabağ’ı işgal etmiş ve Hocalı ile sembolleşen bütün Türk yerleşimlerinde insan aklını zorlayan katliam, tecavüz ve soykırımlar gerçekleştirmiştir[10]. 1994 yılında imzalanan ateşkese rağmen Ermenistan’ın sayısız ateşkes ihlalleri ve kışkırtıcı tacizlerine cevap vermekten çekinmeyen ve bir taraftan da hazırlıklarını yapan Azerbaycan, artık işgal altındaki topraklarını kurtarmak için 27 Eylül-10 Kasım 2020 tarihleri arasında 44 gün süren muazzam harekatları ile topraklarını azat etmeyi, işgale son vermeyi başarmıştır.
Rusya’nın arabuluculuğu ile Azerbaycan-Ermenistan arasında imzalana 9 maddelik ateşkes anlaşmasının 9. Maddesinde yer alan “…Tarafların anlaşmaya varması durumda, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ın batı bölgeleri arasında ulaşım iletişim ağları inşa edilecek” hükmüne göre[11] Zengezur Koridoru’na kara ve demir yolu inşa edilmesi gündeme gelmiştir.
1988-1994 Karabağ Savaşı döneminde olduğu gibi 2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı’nda da Ermenistan’ı destekleyen İran, ateşkes sonrasında Zengezur Koridoru’nun açılmasının gündeme gelmesi ile olumsuz bir tavır ortaya koymuş ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Zengezur Koridoru projesiyle ilgili,yapmış olduğu açıklamasında “İran’ın komşu ülkelerinin sınırlarında herhangi bir değişikliğin ülkesi için kırmızı çizgi anlamına geldiğini ve “tümüyle kabul edilemez” olduğunu söylemiştir[12]. İran yönetimin olumsuz tutumları ve süreci sekteye uğratan tutumları zaman kaybını da beraberinde getirmiştir.
Genel manada Nahçıvan ile Azerbaycan arasında kalan mesafeyi tanımlayan 43 km. uzunluğa sahip hat, Zengezur koridoru olarak adlandırılmaktadır ve aynı zamanda İran-Ermenistan sınır hattını oluşturmaktadır. İran buradan Gürcistan bağlantısı ile Karadeniz’e çıkış kapısı olarak gördüğü de muhakkaktır. Zira Azerbaycan’a karşı Ermenistan ilişkileri ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliği nedenleriyle Gürcistan hattını tercih etmek zorunda kaldığı da elbette bilinmektedir.
Ayrıca halihazırda Türkiye-Nahçıvan-İran-Azerbaycan güzergahı ile karayolu mevcuttur ve İran karayolu geçişlerinden muazzam bir gelir elde etmektedir. Azerbaycan’ın İran üzerinden Nahçıvan’a doğalgaz hattı bağlantısından komisyon almaktadır. Bu durumları kendisi için büyük bir stratejik koz ve aynı zamanda gelir kapısı olarak gören İran, Zengezur Koridoru’nun açılması halinde bunlardan mahrum kalma endişesi yaşadığı anlaşılmaktadır. Bir diğer husus ise Türkiye’nin kara ve demiryolu ağları ile Azerbaycan ve Türkistan coğrafyasına bağlanmasını stratejik ve jeopolitik olarak aleyhine gören İran Zengezur Koridoru’na karşı çıktığı da unutulmamalıdır. Dolayısı ile 2020 Karabağ Savaşı sonrasında gündeme gelen Zengezur Koridoru, Turan yolu tartışmalarını somut bir jeopolitik projeye dönüştürmüştür.
İran’ın bu projeye karşı gösterdiği sert tepki, yalnızca ulaşım hatlarıyla ilgili olmadığı muhakkaktır. Asıl kaygısı, Türk dünyasının İran coğrafyasını by-pass eden yeni bir bütünleşme modeli geliştirmesi ve bunun İran’daki Türk toplulukları üzerinde yaratacağı psikolojik ve siyasal etkidir.
6. Değerlendirme ve Sonuç
İran’daki Türk varlığı ve Turan yolu tartışmaları, geçici siyasal gelişmelerin ötesinde, tarihsel sürekliliğe dayanan bir olgudur. İran’ın güncel politikaları, bu sürekliliği görmezden gelmekte; kimlik meselesini güvenlik sorunu olarak ele almaktadır. Oysa tarihsel deneyim, İran coğrafyasındaki istikrarın, Türk unsurunun dışlanmasıyla değil, tanınmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, Turan yolu kavramı ideolojik bir söylemden ibaret değildir; tarihsel, kültürel ve jeopolitik gerçekliğin kavramsal ifadesidir. İran’daki gelişmeler, bu yolun geleceği açısından belirleyici olmaya devam edecektir. Ancak İran’ın bütün engelleme çalışmalarına rağmen Zengezur Koridoru muhakkak ki açılmak zorundadır. Zira Pekin-Londra hattı üzerinde en az 64 ülkeyi birbirine bağlaması planlanan ve Çin tarafından muazzam yatırımlar yapılan Kuşak Yol Projelerinin inşa süreci devam etmektedir. Dolayısı ile İran’ın Çin ile olan stratejik ilişkileri de göz önüne alındığında İran Çin’i karşısına almayacağı için illaki razı olmak zorunda kalacaktır. Lakin İran’ın süreci uzatması ABD’yi sürece dahil etmiş ve İran için daha büyük bir tehdit ortaya çıkmıştır ve bunun müsebbibi de bizatihi İran’ın kendisi olmuştur.
Kaynakça :
[1] Ömer Alkaç, İran Meşrutiyet Hareketinin Türk ve İran Basınına Yansımaları (1906-1909), T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, ss.32. Şubat 2023, Kayseri.
[2] Arif Konak, “İran Türklerinin Ana Dilde Eğitim Talepleri”, T.C. Marmara Üniversitesi, Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü, Ortadoğu Sosyolojisi ve Antropolojisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, ss. 86, İstanbul, 2018.
[3] Ömer Alkaç, İran Meşrutiyet Hareketinin Türk ve İran Basınına Yansımaları (1906-1909), T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, ss.31. Şubat 2023, Kayseri.
[4] Arif Konak, “İran Türklerinin Ana Dilde Eğitim Talepleri”, T.C. Marmara Üniversitesi, Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü, Ortadoğu Sosyolojisi ve Antropolojisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, ss. 29, İstanbul, 2018.
[5] İran’a Yönelik Yaptırımlar, T.C. Tahran Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği, 18.02.2019. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://ticaret.gov.tr/data/5ee20f8213b876e308cc14f3/b7ae8ab2e46c9948c877f14fd3742f92.pdf (Erişim Tarihi:22.02.2026)
[6] İran Enflasyon Oranı – 1957-2025, https://tr.tradingeconomics.com/iran/inflation-cpi (Erişim Tarihi: 22.02.2026)
[7] Sertaç Sarıçiçek, İran Ermenileri: Toplumsal Örgütlenme, Hukuki Konum ve Siyasi Faaliyetler, İRAM İran Araştırmaları Merkezi, Nisan 2020. https://www.academia.edu/44058127/%C4%B0ran_Ermenileri_Toplumsal_%C3%96rg%C3%BCtlenme_Hukuki_Konum_ve_Siyasi_Faaliyetler (Erişim Tarihi: 04.03.2026)
[8] Elvin Abdurahmanlı, Zengezur’un Tarihsel Perspektiften Tarihi Geçmişi: Ekonomik, Askeri, Stratejik ve Diplomatik Önemi, tudpam.org, 21 Kasım 2023. https://tudpam.org/zengezurun-tarihsel-perspektiften-tarihi-gecmisi-ekonomik-askeri-stratejik-ve-diplomatik-onemi/ (Erişim Tarihi: 26.02.2026)
[9] Zengezur’un Dünü, Bugünü ve Yarını, https://www.turkiyeazerbaycan.com/haber/zengezur-un-dunu-bugunu-ve-yarini (Erişim Tarihi: 26.02.2026)
[10] TRT AVAZ, “Ay Yıldızın İzinde-AZERBAYCAN”, 18.01.2017, https://www.youtube.com/watch?v=D59tRzUJPWg (Erişim Tarihi: 26.02.2026)
[11] TRT Haber, Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi: İşte Anlaşmanın Maddeleri, 10.10.2020. https://www.trthaber.com/haber/dunya/azerbaycanin-karabag-zaferi-iste-anlasmanin-maddeleri-529782.html (Erişim Tarihi: 26.02.2026)
[12] BBC, İran’dan Zengezur Koridoru Açıklaması: ‘Komşularımızın Sınırlarının Yeniden Çizilmesi Kırmızı Çizgimizdir, 06.09.2024. https://www.bbc.com/turkce/articles/cvgr711370eo (Erişim Tarihi: 26.02.2026)
*Hüseyin Alpaslan (Tarihçi-Yazar)
**İsmail Cingöz (Uluslararası Siyaset Uzmanı)